Acıyla Temas Etmek

Acıyla Temas Etmek

Acıyla Temas Etmek

Dünyaya geldiğimiz anda başlar acıyla temasımız. Bebeğin doğumdan önce kapalı olan akciğerlerini açmak için ağlamak kadar güçlü bir nefes alıp verme aracına ihtiyacı vardır. Ve böylece ilk defa, nefes almak için acıyla temas eder. Sonrasında ise acıdan sakınmak ilk amacımız olur çünkü güçlü olmanın ağlamamak, üzülmemek, içinde kopan fırtınayı yine kendi içinde dindirmek olduğu kulaklarımıza aşındırılmıştır hayat boyunca. Acıyı açıkça ifade etmek ise toplum tarafından zayıflık olarak görülür. Hissetmemek için farklı yollara, arayışlara gireriz. Kimimiz kendini spora verir, kimi sosyal medyaya, kimi çok çalışmaya… Bunlar acıdan kaçınmak için kullandığımız çeşitli savunma mekanizmalarıdır. Zorlanma durumunda insanın yeniliklere uyum sağlaması ve dağılmamak için kendini koruması gereklidir. Savunma mekanizmaları ise psikolojik bütünlüğü sürdürmeyi ve denge halinde olmayı amaçlar. (Geçtan, 2017) Peki gerçekten bu işe yarar mı? Bastırdığımız acılar tekrar gün yüzüne çıkmamak üzere gömülürler mi?

Her duygunun bir işlevi, var olma amacı vardır tıpkı bizler gibi. Hiç öfkenizi bastırdıktan sonra hıncınızı başka birinden çıkardığınız oldu mu? Hem de hiç beklenmedik bir anda ve alakasız bir durumda. Kendinizi kaybetmiş, kontrolden çıkmış gibi hissettiğiniz… İfade edilmeyen duygular öylece yok olmaz, kılık değiştirerek farklı bedenlere bürünürler, hiç beklenmedik zamanlarda tekrar var olmak üzere. Eğer onlara kulak verirsek bedenimizi ele geçiren düşmanlardan ziyade yolumuzu aydınlatan bir fenere dönüşebilirler. Miller’a göre (2020) yetişkinlik artık inkâr etmeyi bırakıp, derinlere itilmiş acıları hissetmek, bedenin hatırladığı duyguları kabul etmek ve bastırmak yerine hikâyeyi bütünleştirmektir.

“En iyi çıkış yolu her zaman içinden geçmektir.” — Robert Don

Acı anlam bulduğunda var olma amacını gerçekleştirir ve artık sesini duyurmak zorunda değildir. Tıpkı yapbozun eksik parçası olmadan hiçbir zaman tamamlanamaması gibi… Yapbozun her parçası kendi içinde eşit değere sahiptir. Eksik parça olmadan kalan parçalar anlam kazanamaz, resim tamamlanamaz, hikâye yarım kalır. Eksik parça da kendi başına anlamsızdır, başka bir yere uyum sağlayamaz, ait olmadığı her yerde eğreti durur. Acı anlamla harmanlanmadığında insanı tüketirken anlamla buluştuğunda insanın iç dünyasını yeniden kurar. (Kessler, 2024)

“Bize acı veren duygular onun berrak ve keskin bir resmini çizdiğimiz anda acı olmaktan çıkar.” — Spinoza

Anlamla buluşma yolunda ilk adım farkında olmak ve kabullenmektir. Sürekli çevreden gelen uyarıcılar tarafından dikkatimizin çelindiği bu çağda iç dünyamızda olan biteni fark etmek hiç de kolay değildir. Hayat koşuşturmacası içinde savrulurken ne hissettiğimize odaklanmak yerine, gelecek planları ve geçmiş pişmanlıkları arasında bir kısır döngüde seyahat ederiz. Tüm koşullar bizi iç dünyamızdan uzak tutmak üzere dizayn edilmiştir. Herkesin derinlerine gömdüğü mutsuzlukları, kişinin yalnızca kendisinin acı çektiği yanılgısına kapılmasına neden olur. Sosyal medyanın yarattığı mükemmellik algısı bu yanılgıyı desteklerken bu durumun kişiye özgü olduğu düşüncesi, evrensel olduğu gerçeğini göz ardı etmeye neden olarak acıyı bastırmayı daha da körükler. Toplumda kabul görmek için bastırdığımız yönlerimiz Jung’un gölge arketip’ini temsil eder. İçgüdüsel eğilimlerin bastırılması çağdaşlaşmak anlamına gelir. Ancak bunun karşılığında kişi doğallığını, yaratıcı potansiyelini, duygularını ve sezgilerini bastırmak zorunda kalır. (Geçtan, 2024) Acı da bastırılan bu yönlerin kendini hatırlatma aracı, “ben buradayım” deme biçimidir.

Kabullenmek bizi acının içinde savrulmaktan korur. Ancak kabullendiğimiz zaman “neden benim başıma geldi?” sorusu, yerini “peki şimdi ne yapabilirim?”e bırakır. Başımıza gelenler yüzünden suçlamak için bir günah keçisi ararken gözümüzün önündeki çözüme de körleşiriz. Germer’a göre (2019) acıdan kaçamazsınız ama ıstırap çekmemek sizin seçiminizdir. Acıya suçlulukla değil şefkatle kucak açabildiğimizde ortak acılarımız ilişkilerimizde aracılık eden bir köprü görevi görür ve dönüştürücü bir işleve bürünür. En derin acılar en derin bağlarında başrolüdür. Ancak kendi acısına alan açmaya cesaret edenler bir başkasının da acısını hissedebilme yeteneği olan empatiye sahip olabilirler. Kessler’ın deyişiyle hüznümüzü diğerinin gözlerinde gördüğümüzde, hissettiğimiz acının bir değeri olduğunu anlarız.

Kaynaklar

Geçtan, E. (2017). Psikodinamik psikiyatri ve normaldışı davranışlar. (25. Baskı). Metis.

Geçtan, E. (2024). Psikanaliz ve sonrası. (19. Baskı). Metis.

Germer, C. K. (2019). Öz şefkatli farkındalık. (H. Ü. Haktanır, Çev.). Diyojen. (Orijinal eser 2009)

Kessler, D. (2024). Anlam bulmak. (A. Başoğlu, Çev.). Sahi. (Orijinal eser 2019)

Miller, A. (2020). Beden asla yalan söylemez. (C. Dansuk, Çev.). Okuyan Us. (Orijinal eser 2004)

Yayınlanma Tarihi: 8 Temmuz 2025

author

Hasret Dursun

Yazar

Twitter XLinkedIn