Cinsel Şiddet Nedir, Farkında Mıyız?

Cinsel Şiddet Nedir, Farkında Mıyız?

Cinsel Şiddet

Cinsel şiddet mağdurun rızası olmadan, baskı kullanarak ya da rızasının aranmayacağı durumlarda (uyutucu- uyuşturucu ilaç etkisi altında, zihinsel engelli, çocuk olmak gibi) herhangi bir cinsel hareket, girişim, cinsel içerikli sözler ile kişinin fiziksel, ruhsal ve sosyal zarar görmesidir (Dünya Sağlık Örgütü 1996). Yani yalnızca kişinin cinsel ilişkiyi reddetmesi durumunda değil; çaresiz hissetmesi, ilişkiye girmediği takdirde başına başka kötü bir şey gelecek olması ya da rızasının hukuki geçerliğinin olmaması da cinsel şiddet durumu oluşturmaktadır. Cinsel şiddet, tecavüz ya da cinsel saldırı şeklinde gözlenebilir. Her cinsiyetten birey cinsel şiddet mağduru olabilmektedir fakat kadınlarda çok daha fazla görülmektedir. Yaşamları boyunca kadınların %25’i tecavüze uğramakta %44 kadına tecavüze kalkışılmakta, %22’si cinsel saldırıya uğramaktadır. Buna rağmen birçok fail serbest durumdadır (Goodey 2017; Campbell 2002). Aynı zamanda cinsel şiddet genellikle diğer şiddet türleriyle birlikte ortaya çıkmaktadır. (Krebs ve ark., 2011). Fiziksel istismara uğrayan kadınların yaklaşık yarısının cinsel istismara da maruz kaldığı tespit edilmiştir (Campbell, 1989; McFarlane ve ark., 2005).

Cinsel Şiddet Saldırganı/Faili

Cinsel şiddet faillerinin %95’inden fazlası erkeklerden oluşmaktadır (Tjaden ve Thoennes, 2006). Mor Çatı’nın 2024 yılı faaliyet raporuna göre şiddet uygulayanların çoğunluğunu kadınların eşleri oluşturmakta, eşlerin yanısıra baba, akraba, eski eş/partner, komşu, ev sahibi gibi kişiler görülmektedir. Bıkmaz ve Yüksel’in (2010) çalışmasında ise cinsel saldırganların %40’ını eş hariç aile ve akrabanın oluşturduğu, %18’inin sevgili/eş olduğu görülmüştür. Yabancılar tarafından işlenen tecavüz veya cinsel zorlama cinsel suç olarak tanımlanırken birçok kültürde evlilik içi veya sevgili tarafından yapılan tecavüz yok sayılmakta ve göz yumulmakta olduğu da unutulmamalıdır (Gürbüz Tükel, 2024). Kişinin rızası olmadan yaşanan tüm cinsel eylemler mağdura yakınlığına bakılmaksızın kim tarafından gerçekleşirse gerçekleştirilsin cinsel şiddet olarak değerlendirilmektedir (Jewkes ve ark. 2002).

Cinsel Şiddet Hakkında Tutumlar

Cinsel şiddet, maruz kalan bireylerde ciddi sorunlara yol açmaktadır. Cinsel şiddet öyküsü olan kadınlarda fiziksel yaralanmaların ve hastalıkların yanısıra daha sık majör depresyon, konversiyon bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gözlenmiştir (Bıkmaz ve Yüksel, 2010). Ancak mağdurların yaşadıkları problemler sadece cinsel saldırıdan kaynaklı değildir. Toplumda cinselliğin bir tabu olarak görülmesi, ataerkil yargılar, onur kültürü, namus gibi konular kadınlara ikinci bir mağduriyet yaşatmaktadır (Campbell ve Raja, 1999). Ayrıca toplumun bu bakış açısı kadınların yaşadıkları şiddeti anlatmalarını ve yardım istemelerini zorlaştırır. Bütün bu kalıpyargılar, bireylerin cinsel şiddet mağdurunun aleyhine tutumları besler.

Edwards ve arkadaşlarına (2014) göre erkeklerin cinsel şiddete bakışı, şiddetin nasıl ifade edildiğine göre değişiklik göstermektedir. Bir kadına tecavüz etme niyetleri olup olmadığı sorulduğunda katılımcıların %13.6’sı evet cevabını verirken bir kadını cinsel ilişkiye zorlama niyetleri sorulduğunda evet cevabının oranı %31.7’ye yükselmiştir. Yani cinsel şiddet meyili olanların önemli bir kısmı niyetlerinin cinsel şiddet olduğunun farkında değildirler. Edwards ve Hinsz tarafından 2013’te yapılan başka bir çalışmada ise şiddeti cinselliğin normal bir yönü olarak gören erkek katılımcılar kendilerine verilen çeşitli tecavüz senaryolarını tecavüz olarak adlandırmakta diğer katılımcılara göre daha çok zorlanmışlardır.

Bireylerin sahip oldukları cinsiyetçi tutumlar da tecavüze yönelik yanlış inançlarla ilişkilidir. Cinsiyetçiliğin bir boyutu olan korumacı cinsiyetçilik geleneksel normlara uyan kadınların korunması, yüceltilmesi ve sevilmesi, kadınla erkek arasındaki ilişkinin romantik görünümüne vurgu yaparken aynı zamanda erkek kadar yetkin olmaması nedeniyle kadının daha düşük bir konumda yer aldığını sevecen ve nazik bir biçimde meşrulaştırmaya çalışmaktadır (Glick ve Fiske, 1996; 1997). Masser, Lee ve McKimmie (2010) yaptıkları çalışmada mağdurun davranışlarını toplumsal cinsiyet stereotiplerine uygun (çocuklarını bakıcıya bırakan dul anne) ya da aykırı (çocuklarını evde uyurken yalnız bırakan dul anne) şeklinde değişimledikleri tecavüz senaryoları sunduklarında yüksek düzeyde korumacı cinsiyetçi tutumlara sahip olan bireylerin kalıpyargısal inançlarına aykırı bir şekilde davranan mağdura, cinsiyet stereotiplerine uygun davranan mağdura kıyasla, daha fazla sorumluluk atfettikleri görülmüştür (Çamaş ve Meşe, 2016).

Tecavüz olayına ilişkin değerlendirmelerde etkili olan bir diğer değişken, toplumun her kesiminde tecavüz eylemi, kurban ve fail hakkında yaygın olarak kabul gören basmakalıp inançlardır. Bu yanlış inanışlar; erkeklerin kadınlara karşı cinsel şiddetini meşrulaştırmakta, kadınları toplum hiyerarşisinde dezavantajlı bir konuma yerleştirmekte ve “tecavüz mitleri” (rape myths) olarak adlandırılmaktadır. Tecavüz hakkındaki en genel mit; tecavüzün yabancı, anormal erkekler tarafından edepsiz, hafif giyimli, genç ve güzel kadınlara yönelik olarak karanlık bölgelerde meydana gelen bir eylem olduğunu ifade etmektedir. Bunun yanı sıra “Kadınlar cinsel şiddeti tahrik eder.”, “Hiçbir kadına rızası dışında tecavüz edilemez.”, “Saldırgan bir yabancıdır.” gibi pek çok tecavüz miti söz konusudur. Tecavüz mitleri kadınların sorumluluğuna işaret etmenin yanı sıra, dolaylı olarak kesin kurallara uydukları takdirde (örn., toplumda terbiyeli giyinme) tecavüze uğramaktan kaçınabileceklerini öne sürmektedir (Çamaş ve Meşe, 2016).

Bu mitlerin aksine tecavüz saldırganlarının önemli miktarda bir kısmını kadının tanıdığı kişiler oluşturmaktadır (Tülü ve Erden, 2013). Cinsel şiddetin tanımında da vurgulandığı üzere kadının bu durumda rızası yoktur dolayısıyla tecavüzü teşvik edecek bir eylemde bulunmuş olması mümkün değildir.

Cinsel şiddet hakkında bilinçsizlik ve yanlış tutumlar yalnızca toplumun bireyleriyle sınırlı değildir. Günümüzde ülkemizdeki yargı birimleri de birçok şiddet failine gerekli ve yeterli yaptırımlar uygulamamakta; erkek failin saygın tutumu, eski sevgili olması, cinsel şiddete maruz kalan kadının açık giyinmiş olması gibi nedenlerle düşmanca cinsiyetçi bir tutum ile ceza indirimi uygulamaktadır.

Mahkeme süreci devam etmekte olan cinsel şiddet mağdurlarında, saldırı ile duruşma arasında 3 yıldan fazla süre geçtiğini bildiren mağdurlarda dahi TSSB tanı kriterlerini karşılayanların oranı %58.8 olduğu tespit edilmiştir (Gölge ve ark., 2013). Aynı çalışmaya göre olumsuz sosyal reaksiyonlara maruz kaldığını belirtenlerin %70.3’ü TSSB tanısı alırken, olumsuz sosyal reaksiyonlara maruz kalmadığını belirtenlerin %41.4’ü TSSB tanısı almışlardır. Bu bulgular cinsel şiddetin olumsuz etkilerinin kurumlar ve toplumdan destek görülmediğinde daha çok arttığını göstermektedir.

Sonuç ve Öneriler

Bronfenbrenner’ın ekolojik yaklaşımına göre (1979) insan davranışı yakın çevresi ve toplumsal çevrelerden etkilenmekte ve bu çevreleri etkilemektedir. Cinsel şiddet mağdurları ve faillerinin kültürden, mitlerden, yasalardan etkileniyor olması da bunun bir örneğidir. Toplumda cinsel şiddet konusundaki bilgisizlik ve kalıpyargılar cinsel şiddet mağdurlarına tekrar tekrar mağduriyet yaşatmakta, yardım almalarını engellemektedir. Ayrıca faillerin sorumluluğunu hafifletmekte hatta cinsel şiddetin ne olduğunu ayırt etmelerini zorlaştırmaktadır. Yani toplumda ve kurumlarda cinsel şiddet konusunda farkındalığın artması mağdurları iyileştirici ve failleri engelleyici bir faktör oluşturur. Bronfenbrenner’ın yaklaşımına göre ise bireylerin bilinçlenmesi tüm sosyal ekosistemi bilinçlendirebilecek bir etki oluşturmaktadır.

Kaynaklar

Bıkmaz, P. S., & Yüksel, Ş. (2010). Cinsel saldırı sonrası somatik belirtiler, intihar davranışı ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi. İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi.

Bronfenbrenner, U. (1979). The Ecology of Human Development. Cambridge, MA: Harvard University Press

Campbell, J. C. (1989). Women’s responses to sexual abuse in intimate relationships. Health Care for Women International, 10(4), 335–346. https://doi.org/10.1080/07399338909515860

Campbell J. C. (2002). Health consequences of intimate partner violence. Lancet, 359(9314), 1331–1336. https://doi.org/10.1016/S0140-6736(02)08336-8

Campbell, R., & Raja, S. (1999). Secondary victimization of rape victims: Insights from mental health professionals who treat survivors of violence. Violence and Victims, 14(3), 261–275.

Çamaş, G. G., & Meşe, G. (2016). Sosyal hiyerarşi: Cinsel şiddet mitlerini anlamak. Türk Psikoloji Dergisi, 31(78), 62–74.

Edwards, S. (2013). Exploring attitudinal variables predictive of how men perceive rape. ResearchGate, 7, 16–22.

Edwards, S. R., Bradshaw, K. A., & Hinsz, V. B. (2014). Denying rape but endorsing forceful intercourse: Exploring differences among responders. Violence and Gender, 1(4), 188–193. https://doi.org/10.1089/vio.2014.0022

Gencer, M. Z., Ağırman, E., & Arıca, S. (2019). İstanbul ilinde kadına yönelik şiddet sıklığı ve kadınların şiddet algısı. Ahi Evran Medical Journal, 3(1), 18–25.

Glick, P., & Fiske, S. T. (1996). The ambivalent sexism inventory. Journal of Personality and Social Psychology, 70, 491–512.

Glick, P., & Fiske, S. T. (1997). Measuring ambivalent sexist attitudes. Psychology of Women Quarterly, 21, 119–135.

Goodey J. (2017). Violence Against Women: Placing Evidence From a European Union-Wide Survey in a Policy Context. Journal of Interpersonal Violence, 32(12), 1760–1791. https://doi.org/10.1177/0886260517698949

Gölge, Z. B., Yavuz, M. F., Korkut, S., & Kahveci, S. (2013). Yetişkin kadın mağdurlarda cinsel saldırı sonrası görülen ruhsal ve sosyal sorunlar. Adli Tıp Bülteni, 18(3), 82–91.

Gümüş, A. B., Şıpkın, S., & Erdem, Ö. (2020). The prevalence of intimate partner violence against women. Journal of Psychiatric Nursing, 11(2), 79–87. https://doi.org/10.14744/phd.2020.58561

Gürbüz Tükel, A. (2025). Cinsel şiddet. Toplum ve Hekim, 39(5), 387–392. https://research.ebsco.com/c/aglwhg/viewer/pdf/26kccjm3of

Jewkes, R., Levin, J., Mbananga, N., & diğerleri. (2002). Rape of girls in South Africa. The Lancet, 359(9303), 319–320.

Kahya, Y. (2018). Intimate partner violence victimization in Turkish females. Journal of Interpersonal Violence, 0(Online), 1–24. https://doi.org/10.1177/0886260518786499

Krebs, C., Breiding, M. J., Browne, A., & Warner, T. (2011). The association between different types of intimate partner violence. Journal of Family Violence, 26(6), 487–500. https://doi.org/10.1007/s10896-011-9383-3

Masser, B., Lee, K., & McKimmie, B. M. (2010). Bad woman, bad victim? Sex Roles, 62, 494–504.

Mor Çatı. (2024). Mor Çatı 2024 yılı faaliyet raporu. https://morcati.org.tr/faaliyet-raporlari/mor-cati-2024-yili-faaliyet-raporu/

Tjaden, P., & Thoennes, N. (2006). Extent, nature and consequences of rape victimization. U.S. Department of Justice.

Tülü, İ. A., & Erden, G. (2013). Türkiye’de cinsel suçlular ile ilgili suç analizi. Türk Psikiyatri Dergisi, 24.

World Health Organization. (1996). Violence against women: WHO consultation, Geneva, 5–7 February 1996 (FRH/WHD/96.27). World Health Organization.

Yayınlanma Tarihi: 8 Temmuz 2025

author

Ceyda Soykök

Yazar

Twitter XLinkedIn