Yaşlı Psikolojisi ve Yaş Ayrımcılığı

Yaşlı Psikolojisi ve Yaş Ayrımcılığı

Yaşlı Psikolojisi ve Yaş Ayrımcılığı

Yaşlılık, toplumun gelişmesine, bireysel sağlık durumuna, sosyal ve psikolojik durumuna bağlı olarak; yaşanılan çağa ve bölgeye göre farklılaşan, sübjektif bir kavramdır (Tufan, 2016, s.132). Dünya genelinde Birleşmiş Milletler tarafından 60 yaş üstü bireyler; Dünya Sağlık Örgütü tarafından ise 65 yaş üstü bireyler yaşlı olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 65 yaş ve üzeri grubu “genç yaşlı” (65-74 yaş), “orta yaşlı” (75-84 yaş) ve “ileri yaşlı” (85 yaş ve üzeri) olmak üzere üç alt gruba ayırmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre kadınlar için ortalama yaşam beklentisi 80 yıl, erkekler için ise 75 yıldır. Bu farkta sağlıkla ilgili alışkanlıklar, yaşam tarzı ve meslek gibi sosyal faktörlerin yanı sıra biyolojik etkenler de rol oynamaktadır. Kadınlarda bulunan ilave X kromozomu, hastalıklarla mücadele ederken daha fazla antikor üretilmesini sağlar.

Geriatri, yaşlıların sağlık sorunlarının tanı ve tedavisiyle ilgilenen alandır. Gerontoloji ise yaşlılığın biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarını inceleyen bir disiplindir.

  • Biyolojik yaşlanma: Zamanla bireyin anatomi ve fizyolojisinde meydana gelen değişikliklerdir.
  • Ekonomik yaşlanma: Parasal koşullardaki değişimlerin etkisiyle yaşlı bireyin yaşam tarzının değişmesidir.
  • Psikolojik yaşlanma: Bireyin davranışsal uyum yeteneğinde yaşa bağlı olarak gelişen değişimlerdir.
  • Sosyal yaşlanma: Zamanla edinilen sosyal rollerin, sosyal konumun ve huyların değişmesidir.

Bir toplulukta yaşlı olarak tanımlanan bireylerin sayısındaki artış, “nüfus yaşlanması” ya da “demografik yaşlanma” olarak tanımlanır. Nüfustaki bu dönüşüm, önemli toplumsal sorunları da beraberinde getirmektedir (Arpacı, 2005, s.20-32). Bu sorunlardan biri de yaşlı bireylere yönelik ayrımcılıktır.

Yaş ayrımcılığı ya da diğer adıyla ageism, yaşlı bireylere ayrımcılık yapmak ve onlara karşı önyargılı davranmak anlamına gelir. Bu anlayışla birlikte yaşlılıkla ilgili bazı yanlış yargılar devreye girer. Örneğin; yaşlılığın yalnızca ölüme yaklaşmak olduğu, yaşlıların üretim dışı kalmış pasif kişiler olduğu ya da yaşlılığın demansla eşdeğer olduğu gibi inanışlar yaygındır. Yaşlılar; düşkün, aciz, mutsuz, yoksul ve muhtaç gibi olumsuz stereotiplerle temsil edilmektedirler (Şentürk, 2018, s.210).

Yaşlı bireyler, çalışma hayatında genç çalışanlara kıyasla esnek ve yeterli görülmedikleri için ya hiç çalıştırılmamakta ya da düşük ücret ödenen genç bireylerle değiştirilmektedirler. Yaş ayrımcılığı, özellikle iş yaşamında karşılaşılan bir ayrımcılık türü olarak karşımıza çıkar. Günümüzde birçok yaşlı birey, bu tür uygulamalar nedeniyle istihdamdan dışlanmaktadır (Akdemir ve ark., 2007, s.215-222; Gökçeoğlu Balcı, 2017, s.36).

Yaş ayrımcılığının temelinde üç dayanak olduğu söylenebilir. Birincisi, ölüm korkusudur; belli bir yaşı geçmiş bireylerde çeşitli hastalıklar nedeniyle hayatın sonuna gelindiği düşüncesi hâkimdir. İkincisi, görsel medyada gençliğin, bedenin çekiciliğinin ve cinselliğin ön planda tutulmasıdır. Özellikle sosyal medyada yaratılan standart güzellik ölçütleri, bireylerin kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olmaktadır. Üçüncü dayanak ise, ekonomiye ve üretime katkı sağlayamama düşüncesidir. Yaşlı bireylerin iş gücüne kısıtlı katılımı, bu ayrımcı bakış açısını doğurmaktadır.

Bu düşüncelerin aksine, günümüzde daha yaygın hale gelen bir anlayış olan Aktif Yaşlanma, desteklenmesi gereken bir yaklaşımdır. DSÖ, aktif yaşlanmayı “insanların yaşlandıkça yaşam kalitelerini artırmak amacıyla sağlık, katılım ve güvenlik alanlarındaki fırsatların en üst düzeye çıkarılması süreci” olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşıma göre yaşlı bireylerin çalışabilmeleri, sağlıklı kalmaları ve topluma katkı sunabilmeleri için gerekli fırsatlar sağlanmalıdır.

Yaşlı bireyler, toplumu oluşturan yaş grupları arasında en fazla değer taşıyan kesimi oluşturmaktadır. Topluma ait yaşanmışlıklara en yakından tanıklık eden ve gelecek nesillere aktarma konusunda en etkili olan grup, yaşlılardır.

“Sağlıklı bir toplumsal düzenin kurulabilmesi ve devamlılığının sağlanabilmesi için; toplumu oluşturan bireylerin tümünde dayanışma ve birliktelik ruhunun mevcut olması, yaşlı bireylerin diğer yaş gruplarıyla birlikte etkili iletişim kurarak toplumsal yaşama daha fazla katılımlarının sağlanması, dijital okuryazarlık seviyelerinin arttırılması ve teknoloji kullanım oranlarının yükseltilmesi gerekmektedir.” (Özütürker, 2021)

Kaynakça

  • Akdemir, N., Çınar, F. İ., & Görgülü, Ü. (2007). Yaşlıların algılanması ve yaşlı ayrımcılığı. Türk Geriatri Dergisi, 10(4), 215–222.
  • Arpacı, F. (2005). Farklı boyutlarıyla yaşlılık. Eğitim ve Kültür Yayınları.
  • Bilir, N., & Erbaydar, N. P. (2012). Yaşlılık sorunları ve bulaşıcı olmayan hastalıkların kontrolü. In N. Bilir (Ed.), Halk sağlığı: Temel bilgiler (13–31). Ankara.
  • Şentürk, Ü. (2018). Yaşlılık sosyolojisi: Yaşlılığın toplumsal yörüngeleri. Dora Basın Yayıncılık.
  • Tufan, İ. (2016). Antik çağ’dan günümüze yaşlılık ve yaşlanma. İstanbul: Nobel Yayıncılık.
  • Özütürker, M. (2021). Yaşlı ayrımcılığı. OPUS – Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 17(36), 3043–3056. https://doi.org/10.26466/opus.883434

Yayınlanma Tarihi: 8 Temmuz 2025

author

Seçil Demirtaş

Yazar

Twitter XLinkedIn